18 Ağustos 2025 23:10

Gazze'nin Yıkımı: Demografik Boşaltma ve Mekânsal Sıfırlama

Gazze'nin Yıkımı: Demografik Boşaltma ve Mekânsal Sıfırlama

Gazze’nin aylardır süren bombardımanlarla neredeyse tümüyle yaşanmaz hâle getirilmesi, sadece bir “işgal, tenkil ve güvenlik” meselesi olarak açıklanacak boyutların üzerindedir. Burada yürütülen, klasik anlamda askerî bir operasyon değil; mekânsal bir sıfırlama projesidir. Tarih boyunca imparatorluklar ve sermaye güçleri, bir bölgeyi yeni bir stratejik amaca tahsis etmek istediklerinde önce o mıntıkanın eski sahiplerini tasfiye etmiş, demografisini boşaltmış, hafızasını silmiş ve coğrafyayı adeta beyaz bir kâğıda dönüştürmüşlerdir. Gazze’de yapılmakta olan maalesef tam da budur.

Gazze’de taş üstünde taş bırakılmaması, sivil nüfusun sınır dışına itilmesi ve bir tür “mekânsızlaştırma” işleminin hayata geçirilmesi, gelecekteki projelere yer açma mantığıyla okunmalıdır. Bu süreç basit bir yıkım, hayasızca bir işgal ve vahşi bir gasp eylemi olmanın ötesinde; ekonomik mülahazalar ile sevk olunan demografik bir mühendisliktir. 1500-1800 yılları arasında kendini kurumsallaştıran, 1800-1946 yılları arasında siyaseti biçimlendiren ve 1946’dan bugüne siyaset kurumunu kendi amaçlarına teşne olacak şekilde aparatlaştıran küresel sermaye gelecek tasavvurlarına dair üzerine yeni yollar inşa edilecek bir coğrafya istemektedir. Gazze’nin mevcut nüfusu, bu tahayyülün önündeki en büyük engellerden birisi olarak görülmektedir.

İsrail’in söylemi çoğunlukla Hamas’ı tasfiye etmek ve “terörle mücadele” argümanlarıyla kurulsa da arka planda daha derin bir stratejik niyet görülmektedir: Gazze’nin tamamen boşaltılarak gelecekte büyük bir jeoekonomik projenin düğüm noktası hâline getirilmesi. Her ne kadar ABD Başkanı Trump bu iradeyi başka bir yönü işaret etmek sureti ile kamufle etse de…

Ortalama bir yatırımcı dahi, herhangi bir yatırım öncesinde mutlaka fizibilite etüdü yapar ve bu süreçte potansiyel riskleri öngörmeye çalışır. Kariyerine emlak simsarlığı ile başlayan Trump açısından bakıldığında ise, “Gazze’de bir tatil cenneti” projesi akıl ve mantık dışı olmalıdır. Zira böyle bir projeyi daha masaya gelmeden mahkûm edecek en temel unsur, yüksek güvenlik riskidir. Trump’ın dile getirdiği bu irrasyonel iddia, aslında gerçek hedefini perdeleme çabasından ibarettir. Asıl hedef ise, 1960’lı yıllarda ilk kez gündeme getirilen ve Akabe Körfezi’nden başlayıp Gazze üzerinden Akdeniz’e uzanması öngörülen Ben-Gurion Kanalı projesidir.

Bu bağlamda Gazze’de yürütülen yıkım, salt bir savaş hukuku ihlali değil; geleceğin jeopolitik altyapısının inşası için ön hazırlıktır. Demografinin tasfiyesi, mekânın sıfırlanması ve tarihsel hafızanın silinmesi, küresel sermayenin büyük rotalar üzerindeki mutlak kontrol arzusuyla birleşmektedir. Dolayısıyla Gazze’nin yok edilişi, Filistin meselesinin bir parçası olmanın ötesinde, küresel sermayenin yeni yol projelerindeki merkezi bir aşama olarak görülmelidir. Mekânın sıfırlanması, sermayenin mekânı yeniden kurması için gerekli bir adımdır. Bu bakımdan Gazze, tarihin en acımasız yeniden inşa projelerinden birine sahne olmaktadır.

 

Tarihsel Hat ve Yeni Leviathan

İnsanlık tarihinin bütün büyük dönemeçleri, coğrafyanın kalbine vurulmuş yeni çizgilerle şekillendi. Büyük İskender’den Cengiz’e kadar mütekebbirlerin iştahını kabartan İpek Yolu yalnızca kumaş ve baharat taşımadı; bir taraftan bir medeniyet ağı kurdu öte yandın devasa emperyal bir vasatı oluşturdu. Süveyş, yalnızca Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlamadı; Avrupa ile Asya arasındaki politik dengelerin kilidini çevirdi. Panama, okyanusların yükünü kısaltmakla kalmadı; Amerika’nın dünya ticaretine attığı mühür oldu. Şimdi Akabe’den Gazze’ye uzanacak bir hat kısık sesle ve derin mahfillerde  konuşuluyor. Bu hattın vasfı yalnızca bir kanal değil; bir gelecek kurgusu, bir kudret senaryosu, bir jeoekonomik Leviathandır.

Bugün gözler, ilk inşa süreçlerindeki gerçeklikten uzaklaşmış olan Süveyş ve Panama kanallarına çevrilmiş durumda. Her ikisi de artık kapasiteleri bakımından kırılgan bir hâle gelmiş bulunmaktadır: Süveyş’te güvenlik ve kapasite sorunları öne çıkarken, Panama Kanalı ise küresel ısınmanın tetiklediği tatlı su kıtlığı nedeniyle iklim baskısı altında. Bu tür darboğazlar, küresel navlun fiyatlarının fırlamasına, sigorta primlerinin katlanmasına ve gecikmelerin tedarik zincirlerini kırmasına yol açıyor. Söz konusu olan yalnızca lojistik bir sorun değil; sermayenin sinir sisteminde meydana gelen bir kesintidir. Bu kesintiler, küresel sermayeyi yeni damar arayışına yöneltmektedir.

Akabe–Gazze hattı, bu noktada yaklaşık altmış yıl önce siyasi, ekonomik ve teknolojik gerekçelerle rafa kaldırılan Ben Gurion Kanalı projesini yeniden gündeme taşımaktadır. Burada yalnızca yeni bir yol açılmak istenmiyor; aynı zamanda yeni bir hâkimiyet biçimi inşa edilmektedir. Bu kanal hayata geçirildiğinde, İsrail’in kontrolünde lojistik bir güzergâh olmanın ötesine geçecek; küresel sermayenin hukuku, finansal düzeni ve güvenlik rejimiyle bütünleşecektir. Dolayısıyla mesele İsrail’i aşmaktadır: Kanal, özünde İsrail’in değil, uluslararası sermayenin projesidir. İsrail yalnızca bir vekil, bir taşıyıcı konumundadır. Gerçek kudret, hattı fiilen kim kontrol ederse onun elinde olacaktır; ancak esas kazanç, hattın çevresinde tesis edilen küresel finans mimarisine akacaktır.

Yol, yeni çağın hammadde kaynağıdır. Petrol, gaz, veri, enerji elbette önemlidir; fakat hepsinin hangi yoldan taşındığı belirleyicidir. Yolu elinde tutan, hammaddenin değerini, ürünün maliyetini ve pazarın ritmini tayin eder. Ben-Gurion Kanalı, bu kudretin 21. yüzyıldaki en iddialı ifadelerinden birsi olabilir.

Fakat her yol aynı zamanda bir yıkımdır: yeni yolun açılması, eski yolun değerini azaltır. Süveyş’in kuvvetli bir alternatifi doğduğunda gün geçtikçe özgür ve özgün davranabilme yetisi gelişmekte olan Mısır’ın stratejik kudreti sönümlenir; Mısır için bu durum, yalnızca transit gelirin kaybı değil, tarihsel bir ağırlığın da silinmesidir. Panama’nın yaşadığı kapasite krizi, Atlantik-Pasifik arasındaki Amerikan merkezli dengeyi sorgulatmaktadır. Akabe’den Gazze’ye yeni bir kanal açılırsa, bu yalnızca coğrafyayı değil, küresel siyasetin omurgasını yeniden şekillendirecek potansiyeldedir.

Bugün bu projeyi “fantezi” diye küçümseyenler, dün Ümit Burnu’nun geçilebilmesini, Süveyş’i, Panama’yı, hatta İstanbul Boğazı’nı sıradan su yolları sananlarla aynıdır. Oysa tarihte hiçbir yol, açıldığı hâliyle kalmadı; her yol, açıldığında yeni bir iktidar doğurdu. Ben-Gurion Kanalı da yalnız İsrail’i değil, tüm bölgeyi ve küresel düzeni başka bir eksene taşıyacak potansiyelde bir projedir.

Gazze’nin Yıkımı ve Mekânın Temizlenmesi

Bugün itibari ile özelde Gazze ve genelde tüm Filistin’de şehirler yıkılmış, altyapı paramparça olmuş, nüfusun önemli bir bölümü göçe zorlanmış, kalanlar yaşanmaz koşullara mahkûm edilmiştir. Bu, sıradan bir operasyonun ötesinde, sistematik bir “mekân boşaltma” stratejisidir. Çünkü altyapı güvenliği, yalnız betonla değil, nüfusun tasfiyesiyle sağlanır. Bir kanal, ancak çevresinde güvenlik koridoru oluşturulursa kalıcı olur; bu koridor da çoğu kez yerel halkın varlığıyla bağdaşmaz.

Bugün bombalarla yıkılan her mahalle, yarının inşaat haritasında arz-ı mev’ud adına bir boşluk yaratır. Yerinden edilen her aile, yarının koridorunda sessizliğin garantisi olur. Böylece savaş, yalnız askerî hedeflere değil, altyapı güvenliğine de hizmet eder. Uluslararası sermaye bunu görmezden gelmez; aksine yatırımın ön şartı olarak görür. Sermaye boşluğu ve sessizliği severgüvenlik, çoğu kez halkın yerinde olmamasıyla mümkün kılınır. Bu nedenle Gazze, yalnız bir çatışma alanı değil; bir hazırlık alanıdır. Halkın sürülmesi, mekânın boşaltılması ve hattın gelecekte “boş bir koridor” üzerinden ilerleyebilmesi, biyopolitik mühendislik olarak okunmalıdır. Gazze’nin yıkımı, Akabe–Gazze hattının önsözüdür. Ve Hamas’ın Ekim çıkışı, bu projenin kurdele kesim seremonisine dönüştürülmüştür.

İsrail ve Ötesi – Sermayenin Taşıyıcısı

Bir devlet, kendi başına çoğu zaman tarih kurmaz; arkasındaki kudret ağları kurar. İsrail’in Akabe–Gazze hattına dönük ihtirası bunun en belirgin örneklerinden biridir. İsrail burada özne değil, taşıyıcıdırKanal fikri, salt Tel Aviv’in tahayyülü değil, küresel sermayenin stratejik iştahının tezahürüdür. Sermaye, uzun zamandır yolların değerini yeniden keşfetti. Hammadde kaynakları çeşitlenebilir, teknolojiler el değiştirebilir, işgücü sınırları aşabilir; fakat yol benzersizdir. Bir kez bir hat inşa edildi mi, onun kontrolü o hattı küresel ticaretin kalbine dönüştürür. Ümit Burnu geçildiğinde bu merhale İspanya ve Portekiz’in, akabinde de Fransa, Belçika ve Hollanda’nın hegemonik güçler olmasını pekiştirdi. Süveyş 19. yüzyılda açıldığında yalnız Mısır’ı değil, İngiltere’yi ve Fransa’yı da dönüştürdü; Panama yalnız Latin Amerika’yı değil, ABD’nin hegemonya aracını kalıcılaştırdı. Bugün Akabe–Gazze hattı kısık sesle dillendiriliyor ve gelecekte yoğun bir şekilde tartışılacaksa bu tartışma sermayenin yeni hegemonik vekilini seçme arayışıdır

İsrail’in avantajları açıktır: neredeyse her ülkede her sektöre sirayet edebilen diaspora, yüksek askerî kapasite, güçlü teknolojik altyapı, Batı blokunun siyasal desteği ve bölgesel caydırıcılık. Fakat asıl avantajı, küresel sermaye ile organik bağdır. İsrail, finansal elitin taşıyıcısıdır. Bu kanal açıldığında İsrail’in sınırları genişlemez; fakat küresel finansın tahakkümü genişler. İsrail, bu tahakkümün vekil aktörü olur. Bu nedenle Ben-Gurion Kanalı, İsrail’in değil, uluslararası finansın projesidir. Enerji şirketleri, lojistik devleri, sigorta kartelleri, yatırım fonları hepsi, “rota güvenliği” üzerine inşa edilecek piyasanın ilk müşterileri olacaktır. İsrail, güvenlik garantörü/lojistik şemsiye/siyasal kalkan rolünü üstlenecek, asıl kazanan, hattın etrafında oluşacak devasa finansal piyasa olacaktır. Kanal, beton bir kazıdan öte, trilyon dolarlık türev pazarlarını doğurur ve  böylelikle bu tabloda İsrail üç rolü birden üstlenecektir.

  1. Siyasal vekil: Uluslararası sermaye taleplerini bölgesel siyasete tercüme eden devlet,

  2. Askerî garantör: Hat boyunca mutlak güvenliği sağlayan caydırıcı güç,

  3. Finansal arayüz: Kanalı küresel piyasalara bağlayan ve hukuk-sigorta mimarisini sermaye lehine kuran mekanizma.

Hayal ve Rasyonalite Arasında Geleceğin Eşiği

Gelecek, yalnızca hayal kuranların değil, hayalini rasyonele çevirebilenlerin dünyasıdır. Büyük dönüşümler, önce bir zihinde, sonra masada, sonra haritada, en son sahada gerçekleşir. İpek Yolu bir hayaldi; kervan yollarına döküldü. Süveyş bir hayaldi; kazıldı ve dünya ticaretinin kalbi oldu. Panama bir mühendislik fantezisi olarak başladı; ABD’nin hegemonya aracına dönüştü. Ben-Gurion Kanalı’nın da aynı çizgide ilerletileceği la mümkün değildir: Önce hayal, sonra plan, en sonunda kader. Hayalin gücü, onu kuran aklın ufkunda değil; onu rasyonele çevirecek kudrette saklıdır.

Bir hayal; finansmanteknolojisiyaset ve güvenlik bir araya getirildiğinde rasyonelleşir. Geleceğin dünyasında yeni kudret, bu dörtlüyü eşzamanlı yönetebilenlerde olacaktır. İsrail, arkasındaki küresel sermaye sayesinde bu dört unsuru birleştirebilen uygun vekildir.

Bugüne kadar bu proje,  maliyet ve risk optiğiyle ağır görünmüş olsa da 2030-2050 ufkunda teknoloji sıçramalarısermaye bolluğu ve yeni güvenlik rejimleri ile hızla “mantıklı” hale gelebilir. Tarih, dün imkânsız olanın yarın zorunluluk olduğunu defalarca gösterdi. Soğuk Savaş’ta caydırıcılığın ölçüsü nükleer silahlardı; bugün rotalar, koridorlar, kanallar aynı rolü üstleniyor. Caydırıcılık, füze sayısından çok rota hâkimiyeti ile  de ölçülüyor.

Ben-Gurion Kanalı’nın Rantabilitesi

1960’larda gündeme gelen Ben-Gurion Kanalı, o dönemin teknolojik kapasitesi ve sermaye maliyetleriyle rantabl değildi. Hesaplamalara göre 1960’larda maliyet 10–12 milyar dolar seviyesindeydi ki bu rakam ABD’nin yıllık federal bütçesinin yaklaşık %20’sine denk geliyordu. Ayrıca siyasi istikrarsızlık ve güvenlik riskleri, yatırımın geri dönüşünü imkânsız kılıyordu.

Bugün ise tablo farklı:

  • Küresel ticaret hacmi 1960’larda 2 trilyon dolar civarındayken 2024’te 32 trilyon dolara ulaştı.2025 sonu itibari ile bu rakamın 35 trilyona çıkacağı öngörülüyor.

  • Navlun piyasası: 2021’de Ever Given krizi (Bir gemi arızası sebebi ile Kanalın kullanımdan düşmesi olayı) sırasında Süveyş’in altı gün kapanması, küresel ticarete günlük 9–10 milyar dolar kaybettirdi.

  • Proje maliyeti: Günümüz hesaplamalarına göre kanalın inşa maliyeti yaklaşık 50–60 milyar dolar seviyesinde. Ancak bu rakam, küresel yıllık lojistik piyasasının (yaklaşık 9 trilyon dolar) %0,6’sına denk geliyor.

  • Getiri potansiyeli: Süveyş’in yıllık geliri 9 milyar dolar. Ben-Gurion Kanalı, daha relaks mesafe ve modern lojistikle bunun en az iki katını yaratabilir. Bu da 20–25 milyar dolar arası yıllık gelir demektir.

Dolayısıyla 1960’ta rantabl olmayan proje, bugün sermaye yoğunluğu, teknoloji kapasitesi ve ticaret hacmi sayesinde kârlı ve uygulanabilir hâle gelmiştir.

 

Demografik ve Mekânsal Mühendislik

İşte tam da bu sebepler ile Gazze’de yaşanan yıkım, yalnız askerî bir operasyonun sonucu değildir; mekânsal mühendisliğin ve demografik tasfiyenin sahnesidir. Kentin taş üstünde taş bırakılmayacak ölçüde vurulması, başta da işaret edildiği üzere rastlantısal bir “aşırılık” değil; mekânın hafızasını ve işlevini sıfırlamaya dönük planlı bir stratejidir. Sermaye, üzerine yeni bir yol inşa etmek istediği toprağın eski sahiplerinden arındırılmasını talep etmektedir.

Demografi, jeopolitiğin görünmez silahıdır. Halkın zorla yurtlarından çıkarılması yalnız güvenlik gerekçesiyle değil, boşluk yaratma stratejisi ile ilgilidir. Mekânsal mühendislik iki boyutludur:

  • Fizikî mekânın yıkılması—binaların, altyapının, hayat izlerinin tümüyle kaldırılması;

  • Sosyal mekânın yıkılması—hafızanın, kültürün ve toplumsal bağların koparılması.
    Bu iki boyut birleştiğinde geriye, sermayenin istediği gibi yeniden inşa edilebilecek bir “boş alan” kalır.

Tarih boyunca büyük projeler öncesi köyler, kasabalar, şehirler ve hatta ülkeler boşaltıldı, sömürge güçlerinin lehine Hindistan’dan Afrika’ya demiryolları için halk yerlerinden edildi. Bu sadette Gazze’deki durum, sıradan bir altyapı projesini aşmaktadır: Amaç yalnız bir kanal açmak değil, İsrail’in bölgesel üstünlüğünü pekiştirecek yeni bir jeopolitik mekân yaratmaktır. Bu nedenle Gazze’nin yıkımı, savaş suçu/insanî trajedi olmanın yanı sıra bir sermaye tasarımı olarak da okunmalıdır. Sermaye boşluğu sever; çünkü boşluk, sermayenin en verimli doldurabileceği zemindir. Bu boşluk üzerine inşa edilmek istenen şey yalnızca bir kanal değil; yeni bir dünya düzeninin merkez üssüdür. Global Sermaye şeytani taşeronluğunun ödülü olarak İsrail’e dünya ticaretinin boğazını elinde tutabilmesini lütfedecektir.

Bugün gözlerimizin önünde cereyan eden yıkım, yalnızca bir soykırım felaketi değil; gelecekte kurulmak istenen vahşi kapitalist düzenin harcıdır. Eğer bu proje hayata geçirilirse, dünya artık bir öncekilerde olduğu gibi yine eski dünya olmayacaktır. Yollar tarih boyunca olduğu üzere, sadece bir hat değil; kudretin en saf, en belirgin ve en buyurgan tezahürü olacaktır. Bu kudret, 21. Yüzyılın nihai üç çeyreğinin dünyasında kimin hükmedeceğini tayin edecek mihenk taşıdır. Uzay çağının arifesindeki insanoğlu Dünya’ya ve dengelerine dair yol üzerinden son hamlesini yapmaktadır. Ne var ki, bu kudretin temeli; yüzbinlerce masumun kanı, sakat bırakılmış mazlumların bedeni ve iki yıla yakın bir süredir açlığa mahkûm edilen Gazzeli milyonların gözyaşı üzerine atılmaktadır. Bu tabloya, başta Arap dünyası ve İslam coğrafyası olmak üzere tüm insanlık maalesef küçük bir kitlesi istisna tanıklık etmekle iktifa etmektedir. Eğer bu hattın harcı mazlumların kanıyla karılırsa, burada kurulacak düzen yalnızca yeni bir jeopolitik hat olmayacak; insanlığın vicdanını da ebediyen sakatlayacaktır. Bu sebeple mesele, yalnızca bölgesel bir imar ya da küresel bir lojistik meselesi değildir; doğrudan insanlığın ahlaki meşruiyet sınavıdır.

Bugün atılan adımlar, sadece bir yolun değil, yeni bir düzenin inşasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, mazlumların kanıyla harçlanan hiçbir hat ne barış ne de istikrar getirebilir. Böyle bir yol, nihayetinde gücün değil, utancın hattı olacaktır. Ve bu hakikati tarihin vicdanı er ya da geç hükme bağlayacaktır. Gelecek, geçmişin bilgisini bugüne taşıyabilen, bugünden yarını görebilenlerindir. Ve maalesef Gazze tarihte bir ilk değildir ve yine maalesef ki bu şuur(suzluk) ile son da olmayacaktır…

Haberdar Olun

Yeni yazılardan haberdar olmak adına mail'inizi ekleyin.

Haberdar Olun

Yeni yazılardan haberdar olmak adına mail'inizi ekleyin.