18 Ağustos 2025 23:07

ABD Arabuluculuğunda Paşinyan-Aliyev Mutabakatı ve Zengezur Koridoru'nun Geleceği

ABD Arabuluculuğunda Paşinyan-Aliyev Mutabakatı ve Zengezur Koridoru'nun Geleceği

Giriş

8 Ağustos 2025 yılında ABD’nin arabuluculuğunda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında imzalanan barış mutabakatı, başta Kafkaslar olmak üzere tüm Avrasya’nın jeopolitik denkleminde tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu halihazırda varsayımsal mutabakat, Zengezur Koridoru’nun açılmasını öngörerek SSCB’nin dağıldığı günden başlamak üzere Güney Kafkasya’daki on yılların çatışma döngüsünü sona erdirmektedir. Zengezur Koridoru, sahip olduğu stratejik konum nedeniyle yalnızca bölgesel bir bağlantı projesi değil, aynı zamanda küresel güç rekabetinin yeni bir sahnesi konum ve potansiyelindedir. Zengezur bölgesi asırlardır imparatorlukların kesişim noktasında yer almış; Roma, Sasaniler, Selçuklu, Osmanlı, Safeviler ve SSCB nüfuz alanlarının sınır hattını oluşturmuştur. Real-politik bir analiz ile bu mutabakatın büyük güçler dengesi ve ulusal çıkarlar temelinde çok katmanlı sonuçlar doğuracağı kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. “21. yüzyılın Karasal Süveyş’i” olarak tanımlanmayı fazlası ile hakkeden Zengezur Koridoru’nun, geçmişten bugüne artan stratejik, jeopolitik ve jeoekonomik etkileri başta Türkiye olmak üzere ABD, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve İran açısından geniş bir perspektifte irdelenmelidir. İlaveten Türkiye özelinde ortaya çıkan çok katmanlı fırsatlar ve riskler ele alınarak politik paradigma gözden geçirilmelidir.

Tarihsel Arka Plan ve Zengezur’un Stratejik Konumu

Zengezur Koridoru’nun küresel zeminde bir anlaşma konusu olması, tarihi arka planı itibarıyla tesadüfi değildir. Zengezur (bugünkü Ermenistan’ın Syunik bölgesi), Azerbaycan ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında yer alan dar bir kara şerididir. Bölge 19. yüzyıl öncesinde yoğun Türkmen ve Azeri nüfus barındırmış; ancak 1813 Gülistan ve 1828 Türkmençay anlaşmaları sonrası Çarlık Rusya’sının teşvikiyle Ermeni nüfus yerleştirilmeye başlanmıştır. 1918-1920’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti sınırlarında kalan Zengezur, Sovyetler Birliği’nin Moskova hakimiyetini tahkim etmek amaçlı SSCB’ye bağlı devlerin ulus-devlet sınırlarını yeniden çizmesiyle 1921’de Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne verilmiştir. Bu hamle, haliyle fiilen Türk dünyasını birbirine bağlayacak doğal koridoru kesintiye uğratmıştır ki bu tesadüfen ortaya çıkan bir sonuç olmanın ötesinde en az 200 yıllık Türk dış politikasının Orta Asya ile entegrasyon hedefine karşı bir karşı tutum ve atraksiyondur. Böylelikle Azerbaycan topraklarının bir parçası olan Nahçıvan ana gövdeden de ayrılmıştır. Yine bu suretle Ermenistan’a İran’la doğrudan sınır hattı da kazandırılmıştır. Dünya üzerinde bir ülkenin (Azerbaycan) kendi eksklavıyla arasında hiçbir toprak bağlantısının kalmaması nadir görülen bir durumdur. Zengezur’un Azerbaycan’dan koparılması sonucunda Ermenistan’ın İran’a açılan kapısı, Bakü’ye karşı stratejik bir koz haline gelmiştir. Sovyet dönemi ve sonrasında, Karabağ anlaşmazlığı nedeniyle Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan sınırları kapalı kaldığından, Zengezur hattı atıl kalmış ve böylelikle de tarihî İpek Yolu’nun Kafkasya kesitinde bir ulaşım kördüğümü oluşmuştur.

1991’de Sovyetlerin dağılmasından sonra Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışmalar (Birinci Karabağ Savaşı) Zengezur bölgesinin önemini geri plana itmiş, öncelik Karabağ’ın statüsüne odaklanmıştır. Ancak 2020’deki 44 günlük İkinci Karabağ Savaşı’nın Azerbaycan zaferiyle sonuçlanmasının ardından imzalanan 10 Kasım 2020 ateşkesinde Zengezur Koridoru açıkça gündeme gelmiştir. Ateşkes metninin 9. maddesi, Ermenistan’ın Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasında ulaşımı kolaylaştıracak bir koridor açma yükümlülüğünü içermektedir. Böylece yaklaşık 30 yıl aradan sonra ilk kez Zengezur üzerinden bir ulaşım hattının kurulması uluslararası bir anlaşmada yer bulmuştur. Her ne kadar Erivan yönetimi sonraki yıllarda bu taahhüdü uygulamakta isteksiz davransa da Zengezur hattının potansiyeli bölge gündeminin merkezine oturmuştur. İkinci Karabağ Savaşı’nın akabinde başlayan enerji ve ulaştırma projeleri (örneğin Azerbaycan-Fuzuli veya Horadiz-Zengeilan otoyolları, Horadiz-Nahçıvan demiryolu gibi) Zengezur ’un kilit rolünü yeniden ortaya koymuştur. Sonuç olarak Zengezur, tarihsel olarak yaratılmış bir kopukluğu onarma ve Güney Kafkasya’nın haritasını yeniden şekillendirme potansiyeliyle 21. yüzyıl stratejisine dahil olmuştur.

21. Yüzyılın ‘Karasal Süveyş’i: Orta Koridorun Kilidi Zengezur

Zengezur Koridoru günümüzde, giderek artan bir biçimde “karasal bir Süveyş Kanalı” benzetmesini haklı çıkaran stratejik bir değere sahiptir. Bu benzetme abartı değildir: Nasıl ki 16. Yüzyılda Ümit Burnu, 19. yüzyılda Süveyş Kanalı ve 20. yüzyılda Panama Kanalı küresel ticaret yollarını kökten değiştirdiyse, Zengezur Koridoru da 21. yüzyılda Avrasya ulaştırma ağının yeniden şekillenmesinde kritik bir rol oynayabilir potansiyeldedir. Nitekim bazı analizlerde Zengezur’un, dünya jeopolitik merkezine (Heartland) hâkim olmak isteyen güçlerin mücadelesinde kilit bir mihenk taşı olduğu vurgulanmakta; koridorun kontrolü uğruna örtük bir rekabetin yaşandığı belirtilmektedir. Hatta Zengezur meselesi yalnız Azerbaycan-Ermenistan veya Türkiye-Ermenistan anlaşmazlığı değil, çok sayıda bölgesel ve küresel aktörün dâhil olduğu adeta bir “Gordion düğümü” dür. Koridorun hayata geçmesi durumunda Avrupa’dan Asya’ya uzanan kara yolu taşımacılığında doğu-batı seyahat süresinin 12 güne kadar ineceği hesaplanmaktadır. Bu, konteyner gemilerinin Süveyş üzerinden haftalar süren (45-90 gün) rotasına kıyasla olağanüstü bir hız avantajı sağlayacaktır. Son yıllarda pandemi, iklim değişikliği ve jeopolitik gerilimler (Rusya-Ukrayna savaşı gibi) küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açınca, “Orta Koridor” yani Çin’den Avrupa’ya, Hazar Denizi-Türkiye üzerinden ulaşan hat büyük önem kazanmıştır. Zengezur geçidi, Orta Koridor güzergâhının eksik halkasını tamamlayarak Çin’den Avrupa’ya uzanan en kısa kara yolunun sürekliliğini sağlayacaktır. Böylece yüzyıllardır “insan ve ticari faaliyetlerin kesişme noktası” olan Kafkas coğrafyası, yeniden dünya ticaret yollarının odak noktalarından biri haline gelebilecektir.

Koridorun böylesine stratejik bir değere kavuşması, küresel güç merkezlerinin dikkatinden kaçmamıştır. ABD’den Çin’e, Rusya’dan Avrupa’ya kadar pek çok aktör, Zengezur’un açılmasının kendi çıkarlarına etkisini hesaplamaktadır. Kimi çevreler, Zengezur’un etkin hale gelmesiyle küresel ulaşım haritasının adeta yeniden çizileceğini belirtmektedir. Örneğin, Rusya ve İran’ı dışlayan bir doğu-batı ticaret hattı, bu ülkelerin jeoekonomik önemini azaltacaktır. Nitekim İran’da devlet kurumları, Zengezur Koridoru projesini “İran’ı devre dışı bırakmayı hedefleyen bir plan” olarak nitelendirmektedir. Benzer şekilde, Zengezur’un işlemesi durumunda Çin’in Kuşak-Yol Girişimi’nin Kafkasya ayağı ABD nüfuzu altına gireceği için Pekin açısından kaygı verici görülmektedir. Tüm bu nedenlerle Zengezur, günümüz güç rekabetinde sadece yerel bir ulaşım koridoru değil, küresel jeoekonomik satranç tahtasının kritik bir karesi haline gelmiştir.

 

ABD Arabuluculuğu ve Yeni Denge: Mutabakatın İçeriği

ABD arabuluculuğunda varılan Paşinyan–Aliyev mutabakatı, sadece Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış tesis etmekle kalmamış, aynı zamanda bölgenin büyük güçler eksenli güç dengelerini de değiştirmiştir. Beyaz Saray’da gerçekleştirilen zirvede imzalanan ortak deklarasyon, Erivan ile Bakü’nün birbirlerinin toprak bütünlüğünü karşılıklı olarak tanımasını sağlamış; böylece on yıllardır süren savaş hali resmen son bulmuştur. Anlaşmanın en dikkat çekici maddesi, Zengezur Koridoru’nun açılması ve bu koridorun Ermenistan topraklarında kalan takribi 40 km’lik bölümünün yönetimiyle ilgili düzenlemelerdir. Mutabakat çerçevesinde, “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu (TRIPP)” adı verilen Zengezur geçidinin altyapı geliştirme ve işletme hakları özel bir konsorsiyum aracılığıyla ABD’ye verilmiştir. Bu konsorsiyum, ABD’nin belirleyeceği özel sektör ortaklarından oluşacak ve koridorun Ermenistan içindeki kısmını 99 yıllığına kiralama hakkına sahip olacaktır. Ancak egemenlik hassasiyetine binaen, koridorun hukuken Ermenistan toprağı olduğu vurgulanmış; yalnızca güvenlik ve işletme sorumluluğunun uzun vadeli olarak ABD liderliğindeki bu yapıya devredildiği belirtilmiştir. Yönetim modelinin bu şekilde tasarlanması, Ermenistan’ın 2020 ateşkesinde öngörülen Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) kontrolü fikrine duyduğu itirazın sonucudur. Nitekim Paşinyan hükümeti, Rusya’nın sınır muhafızları yerine koridor güvenliğinin tarafsız veya Batılı bir aktörce sağlanmasını daha uygun bulmuştur. Bu çerçevede ABD’li özel bir şirketin operatör olarak devreye girmesi önerisi gündeme gelmiş; Ermenistan tarafı, tüm altyapının kendi egemen denetiminde kalması şartıyla bu seçeneğe prensipte yeşil ışık yakabileceğini beyan etmiştir. Sonuç olarak varılan mutabakatta Washington yönetimi, koridorun işletme hakkını eline alarak Güney Kafkasya’da ilk kez doğrudan fiziki bir nüfuz alanı elde etmiştir. Bu gelişme, bölgede 1990’lardan beri devam eden Rusya merkezli “Minsk Grubu” arabuluculuk formatının da fiilen sonu anlamına gelmektedir. Nitekim anlaşmayla eş zamanlı olarak Azerbaycan ve Ermenistan, AGİT Minsk Grubu’nun feshedilmesi için girişimde bulunmuş; böylece Kafkasya barış sürecinde ABD’nin tek lider arabulucu rolü pekişmiştir.

ABD arabuluculuğunda varılan barış anlaşması, taraflara somut kazanımlar getirmiştir. Azerbaycan, mutabakat sayesinde Ermenistan’ın Karabağ ve Zengezur dahil tüm sınırlarını resmen tanımasını sağlamış ve egemenlik haklarını uluslararası düzeyde pekiştirmiştir. Ayrıca, anlaşmayla birlikte Ermenistan’daki esirlerin iadesi, mayın temizliği ve iletişim hatlarının açılması gibi insani ve güven artırıcı adımlar devreye girmiştir. Ermenistan cephesi ise on yıllardır içine kapandığı izolasyondan çıkma fırsatı yakalamıştır. Zengezur Koridoru’nun açılması Ermenistan’ın bölgesel ve küresel ticaret ağlarına erişimini sağlayacak; Türkiye ve Azerbaycan’la sınırların açılması ekonomisini canlandıracak kritik bir adımdır. En önemlisi, Washington’un sağladığı güvenlik teminatı sayesinde Erivan yönetimi Rusya’ya bağımlı dış politikasını dengeleme imkanı bulmuştur. Ne var ki mutabakatta Ermenistan’ın kendi anayasasından Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik eski toprak iddialarını çıkarması şartı, içeride milliyetçi kesimlerin tepkisine yol açabilecek bir tavizdir. Yine de büyük resimde, ABD desteği Ermenistan’ın manevra alanını genişletirken Azerbaycan’la barış yolu açılmış, böylece Kafkasya’da yeni bir dönem başlamıştır.

 

Aktör Bazında Jeopolitik ve Jeoekonomik Etkiler

ABD

ABD açısından bakıldığında Zengezur Koridoru hamlesi, Güney Kafkasya’da stratejik nüfuz kurmak ve rakiplerine karşı jeopolitik üstünlük sağlamak adına uzun vadeli bir yatırımdır. Washington, koridorun işletme ve güvenlik kontrolünü üstlenerek bölgede kalıcı askeri-istihbari varlık konuşlandırma imkânına kavuşmuştur. ABD güçleri, Ermenistan’ın İran sınırına yakın bu mevkide konumlanarak Tahran’ın askeri hareketliliğini, enerji altyapısını ve lojistik faaliyetlerini yakından izleyebilecektir. Gerektiğinde anlık istihbarat ve caydırıcılık uygulama kapasitesi kazanması, İran’a yönelik önemli bir stratejik avantajdır. Koridorun jeostratejik değeri, yalnızca İran’ı çevrelemekle sınırlı değildir. Bu koridor, Çin ve Rusya’nın karayoluyla Batı’ya erişebildiği son kritik güzergâhlardan biridir. Bu hattın ABD denetimine geçmesi, Pekin’in Bir Kuşak Bir Yol girişiminin Kafkasya ayağını zayıflatırken veya kontrol altına alırken, Moskova’nın Hindistan ve İran’la geliştirdiği Kuzey-Güney Ulaştırma Koridorunu da baskı altına alabilecek stratejik değerdedir. Washington böylece rakiplerinin ticari ve lojistik akışlarını denetleme, yönlendirme ve gerekirse kısıtlama gücüne erişmektedir. Bu durum, bölgesel dengelerin ötesinde küresel tedarik zinciri rekabetini de ABD lehine çevirecek stratejik bir koz anlamı taşıyacaktır.

Ekonomik ve diplomatik açıdan da ABD, Zengezur girişimiyle önemli kazanımlar elde etmeyi hedeflemektedir. Koridor boyunca yapılacak altyapı yatırımları, kurulacak lojistik merkezleri ve artacak ticaret hacmi sayesinde Washington, başta Erivan ve Bakü nezdinde olmak üzere tüm bölgede vazgeçilmez bir ortak konumuna gelecektir. Bu durum Batı blokunun bölgedeki ekonomik etkisini kurumsallaştırırken ABD’ye, Türkiye, İran ve AB gibi aktörlerle yapılacak pazarlıklarda ilave manevra alanı ve manivela kazandıracaktır. Nitekim Zengezur hattının Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan “Türk Dünyası Orta Koridoru” tasarı ve tasarımının bir parçası haline gelmesi, Washington’un Türk Devletleri Teşkilatı’na yönelik politikasını da yeniden şekillendirme fırsatı sunabilir. ABD, koridor üzerinden geçecek doğalgaz, petrol, elektrik iletim hatları ve fiber optik veri kablolarını da gözetim altına alma şansını elde edecektir. Bu sayede bölgedeki enerji arz güvenliği ve dijital iletişim akışı üzerinde standart belirleyici rol oynayabilir; Orta Asya–Avrupa hattındaki kritik altyapıyı kontrol ederek hem ekonomik hem teknolojik bir nüfuz tesis eder. Kısacası Zengezur, ABD’nin yalnız askeri ve ticari değil, enerji ve siber boyutları da kapsayan çok katmanlı güç projeksiyonu uygulayabileceği bir stratejik merkez haline gelmiştir.

ABD’nin bu hamlesi daha geniş bir küresel stratejinin halkası olarak değerlendirilmelidir. Washington, son dönemde “Arktik–Süveyş–Zengezur” ekseninde alternatif ticaret güzergâhlarını güvence altına alma arayışındadır. 2020’lerde gözükür hale gelen iklim değişikliğiyle kuzeydeki kutup rotasının (Kuzey Deniz Yolu) açılmaya başlaması, Asya-Avrupa sevkiyatlarını 48 günden 35 güne indirme potansiyeliyle ABD’nin ilgisini çekmektedir. Ortadoğu’da ise mevcut Süveyş Kanalı’na alternatif olarak İsrail üzerinden bir kanal veya demiryolu hattı projeleri tartışılmıştır. Özellikle “Ben Gurion Kanalı” adı verilen ve Akdeniz’i Kızıldeniz’e İsrail topraklarından bağlamayı amaçlayan proje ABD-İsrail gündeminde yer almıştır. Bu kanalın yaklaşık 50–100 milyar dolarlık astronomik maliyeti ve çöl arazisinde inşaat zorlukları henüz aşılamasa da, fikrin gündeme gelmesi bile Washington’un küresel deniz ticaretine alternatif arayışını göstermektedir. İşte Zengezur Koridoru, ABD’nin bu zincir stratejisinin Avrasya-Kafkasya halkasıdır. Beyaz Saray, Hint-Pasifik’ten Avrupa’ya uzanan tedarik rotalarını mümkün olduğunca Rusya, Çin veya İran gibi rakiplerinden bağımsızlaştırmak istemektedir. Nitekim ABD’li stratejistler, Afrika’da Çin’in etkisini dengelemek için Lobito Koridoru gibi projelere yatırım yaparken, Güney Asya ve Orta Doğu’da Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) girişimini desteklemektedir. Zengezur Koridoru da benzer şekilde, Çin’in Kuşak-Yol’una bir set çekme ve Moskova’yı güneyden kuşatma hamlesi olarak görülmektedir.

Azerbaycan

Zengezur Koridoru mutabakatı Azerbaycan için tarihi bir kazanım niteliğindedir. Öncelikle, 30 yıla yakın süredir işgal altındaki Karabağ topraklarını geri alan Bakü, şimdi de ana vatan ile Nahçıvan eksklavı arasındaki kara bağlantısını fiilen tesis etme olanağı elde etmiştir. Bu sayede “tek millet iki devlet” olarak tanımladığı Türkiye ile kesintisiz ulaşım mümkün olacak; Azerbaycan toprak bütünlüğündeki eksik halka tamamlanacaktır. Mutabakatın bir diğer somut getirisi, Ermenistan’ın Azerbaycan’ın egemenliğini ve sınırlarını resmen tanıması olmuştur.  Bu durum, gelecekte sınır ihtilafları veya toprak iddialarını önleyecek sağlam bir hukuki zemin oluşturmaktadır. Ayrıca anlaşma kapsamında esirlerin serbest bırakılması, mayın temizliği, ulaşım hatlarının açılması gibi adımlar, bölgeye barış ve güven ortamı getirecektir.

Zengezur Koridoru’nun açılması Azerbaycan ekonomisine de yeni ufuklar kazandıracaktır. Körfez petrolüne alternatif olarak Hazar havzası enerji kaynaklarını Türkiye’den Avrupa’ya ulaştıracak hatlar çeşitlenebilecek, Nahçıvan’dan Türkiye’ye uzanacak doğalgaz boru hattı projeleri hızlanabilecektir. Nitekim koridor üzerinden doğalgaz ve elektrik iletim hatlarının döşenmesi de gündemdedir. Bu projeler ile Bakü, enerji ihracatını artırırken Nahçıvan ve Anadolu üzerinden yeni pazarlara erişim sağlayacaktır. Öte yandan, ABD ile varılan anlaşma Bakü’nün Batı ile ilişkilerinde de bir dönüm noktası olmuştur. ABD’nin mutabakat akabinde Azerbaycan’a uygulanan olası askeri kısıtlamaları (örneğin Rusya’dan silah tedariki nedeniyle yaptırım risklerini) kaldırdığı ve savunma iş birliğinin önünü açtığı bildirilmektedir. Bu sayede Azerbaycan, Amerikan ve NATO standardında modernizasyon imkanına kavuşabilecektir. Yine ABD tarafından tanınan vergi muafiyetleri ve yatırım teşvikleri, Amerikan şirketlerinin Azerbaycan’da enerji dışı sektörlere yatırımı kolaylaştıracak, Bakü’nün petrol-gaz gelirlerine bağımlılığını azaltacak adımlar artırabilecektir.

Azerbaycan mutabakat kapsamında bazı hassas denge sorunlarıyla da karşı karşıyadır. Özellikle Zengezur Koridoru’nun ABD kontrolünde işletilecek olması, Bakü açısından stratejik özerklik konusunu gündeme getirmektedir. Resmî açıklamalarda Cumhurbaşkanı Aliyev, koridorun Ermenistan topraklarındaki kısmının nasıl yönetileceğinin “Erivan’ın meselesi” olduğunu söyleyerek ABD’li şirket planına dolaylı yoldan mesafeli durmuştur. Aliyev, Azerbaycan topraklarında herhangi bir yabancı operatör veya askerî unsurun kabul edilemez olduğunu vurgulayarak Bakü’nün ilkesel duruşunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla ABD’nin varlığı yalnızca Ermenistan’la sınırlı kalmalıdır. Bu noktada Bakü yönetimi, koridorun barış ve kalkınmaya hizmet etmesini, büyük güçlerin yeni bir çekişme arenasına dönüşmemesini arzulamaktadır. Azerbaycan, jeopolitik rekabetin bölgeye yansımasından endişe duyduğu için alternatif rotaları canlı tutmaya özen göstermektedir. Nitekim Tahran’la Nahçıvan’ı birleştiren “Aras Koridoru” ve halihazırda kullanılan Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye (BTK) rotasına yatırım yapmaya devam ederek, olası gerginlik durumlarında seçeneklerini korumak istemektedir. Sonuç olarak Azerbaycan, ABD’nin bu süreci Moskova ile yaşadığı gerilimi fırsata çevirme çabasının farkında olmakla birlikte, denge siyasetini bozacak aşırılıklardan kaçınmaktadır. Bakü, nihai hedefinin dış aktörler yerine doğrudan komşu Ermenistan ile uzlaşarak koridoru açmak ve bölgesel sahiplenmeyi vurgulamak olduğunu dile getirmektedir.

Ermenistan

Ermenistan için Zengezur Koridoru mutabakatı, çok zor bir karar olsa da uzun vadede izolasyondan çıkış ve Rusya’ya bağımlılıktan kurtulma fırsatıdır. Bu anlaşma sayesinde Erivan yönetimi Azerbaycan’la yıllardır süren düşmanlığı sona erdirip ilk kez kapsamlı bir barış taahhüdü altına girmiştir. İki ülkenin toprak bütünlüğü karşılıklı tanınmakta, böylece gelecekte bir çatışma riskini azaltacak sınır çizimi ve iletişim kanalları kurulmaktadır. Koridorun açılması, hususen Ermenistan’ı coğrafi çıkmaz sokak konumundan çıkararak bölgesel ve küresel ekonomiyle entegre edecektir. On yıllardır kapalı olan Türkiye ve Azerbaycan sınırlarının açılması Ermeni ekonomisine nefes aldıracak, dış ticaret maliyetlerini düşürecek, yabancı yatırım için cazip bir ortam üretecektir. Özellikle Türkiye ile normalleşme, Ermenistan pazarını hem Türk hem Avrupalı şirketlere açarak çeşitlendirilmiş bir büyüme sağlayabilir.

ABD güvencesi altında gelen bu barış, Ermenistan’ın güvenlik mimarisinde de paradigma değişikliği anlamına geliyor. Sovyetlerin dağılmasından beri Moskova’nın askeri himayesine mecbur ve muhtaç kalmış olan Erivan, ilk kez alternatif bir büyük gücün koruma şemsiyesinden yararlanacaktır. Bu sayede Ermenistan, dış politikasında daha dengeli ve çok yönlü bir çizgi izleme şansına kavuşmuş olacaktır. İlaveten bu sürecin devamında Ermenistan’ın ABD ve AB ile siyasi, ekonomik ağlara entegre olma süreci hızlanabilir; örneğin Ermenistan elektrik şebekesi ve demiryolu gibi kritik altyapılarda Rus şirketlerinin hakimiyetini sonlandırıp Batılı yatırımlara yönelebilir. Bunların yanı sıra diaspora Ermenilerinin ve uluslararası finans kuruluşlarının ülkeye ilgisi artabilir, ekonomik kalkınma ivme kazanabilir.

Ne var ki, Ermenistan için bu kazanımlarla birlikte bazı ciddi riskler de söz konusudur. Her şeyden evvel, koridorun güvenlik ve işletmesinin ABD’ye bırakılması ülke içinde egemenlik tartışmalarını alevlendirecektir. Rus askeri varlığını istemeyen kesimler dahi, ABD’nin bölgede kalıcı askeri konuşlanmasına temkinli yaklaşmaktadır. Zira Ermenistan açısından bu durum, “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” riskini barındırır; Moskova vesayetinden çıkarken Washington’a tam bağımlı hale gelmek bir başka dış politika kısıtı yaratabilir.  Nitekim ABD’nin kalıcı varlığı, Erivan ile Bakü’nün ileride doğrudan diyalog kurmasını zorlaştırıp her iki ülkeyi de diplomatik açıdan Washington merkezli bir ilişki mekanizmasına hapsedebilir. Bu endişeler Ermenistan iç siyasetinde milliyetçi ve muhalif kesimlerce dile getirilmektedir. Özellikle mutabakat gereği Ermenistan Anayasası’ndan Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik toprak iddialarının çıkarılması büyük tartışma yaratacaktır. Topraklarından taviz verdiği algısı ve yabancı bir güce 99 yıllık imtiyaz tanıma eleştirileri, Paşinyan hükümetini seçim arifesinde siyasi baskı altına alacaktır. Dahası, kadim müttefik Rusya’nın bu gelişmeye tepkisi Erivan üzerinde yeni baskı araçlarına dönüşebilir: Moskova’nın Ermenistan’da askeri yığınak yapması, tatbikatlarla gözdağı vermesi ve Paşinyan karşıtı propagandayı körüklemesi ve hatta suikast teşebbüsleri beklenebilir. Benzer şekilde İran da Ermenistan’ın ABD ile yakınlaşmasından rahatsızdır ve Tahran, Erivan’ı dengelemek için ekonomik kozlarını (enerji arzı gibi) kullanabilir. Ermenistan, bu yeni dönemde en doğru stratejinin büyük güçlere tam bağımlılık yerine komşularıyla denge politikası gütmek olduğunu görmeye başlamıştır. Nitekim bazı Ermeni analistler, Bakü’nün Rus barış güçlerini diplomasiyle ülkeden çıkarabilmesini örnek göstererek, Ermenistan’ın da kendi çıkarlarına odaklanması gerektiğini vurgulamaktadır. Erivan yönetimi, bölgesel güvenlik açısından esasen güvenmesi gereken başkentlerin Moskova veya Washington değil, doğrudan Ankara ve Bakü olması gerektiğini iç tartışmalarda dile getirmeye başlamıştır. Sonuç olarak Ermenistan için Zengezur Koridoru mutabakatı, Rusya’ya rağmen ABD kartını kullanarak bağımsızlığını arttırma hamlesidir; ancak bu süreçte hem iç siyasi uzlaşıyı sağlamak hem de komşularıyla sıfır sorun politikasını benimsemek belirleyici olacaktır.

Türkiye

Türkiye, Zengezur Koridoru konusunda en fazla stratejik kazancı elde eden ve aynı zamanda denge siyasetini en ustalıkla yürütmesi gereken aktör olarak öne çıkmaktadır. Ankara, on yıllardır savunduğu “Türk Dünyası ile kesintisiz kara bağlantısı” idealini Zengezur Koridoru ile gerçeğe dönüştürme fırsatı bulacaktır. Bu koridor sayesinde Türkiye, doğrudan müttefiki Azerbaycan’a ve oradan Hazar ötesi Orta Asya’ya kara yolu ve demiryolu ile erişim sağlayabilecektir. Böylece Bakü-Tiflis-Kars demiryolu gibi mevcut hatlara ek olarak alternatif bir güzergâh doğacak; Orta Asya ile ticaret, lojistik ve yolcu taşımacılığı hızlanacaktır. Nitekim Zengezur hattının açılmasıyla Avrupa-Asya arasındaki seyahat süresinin ciddi oranda kısalacağı ve Orta Koridor üzerinden taşınan yük hacminin katlanarak artacağı hesaplanmaktadır. Bu gelişme, Türkiye’yi Kafkasya ve Orta Asya arasında bir ticari kavşak ve enerji terminali haline getirebilir. Hâlihazırda Azerbaycan gazını Türkiye ve Avrupa’ya taşıyan TANAP hattı, Türkmenistan gibi yeni kaynaklarla beslenerek genişleyebilir; ileride Nahçıvan üzerinden Anadolu’ya uzanacak bir petrol/doğalgaz boru hattı, Türkiye’nin enerji arz güvenliğine katkı sağlayabilir. Keza Trans-Kafkasya elektrik iletim hatları ve fiber optik kablolar da Türkiye’ye ulaştırılarak ülkenin enerji ve dijital veri koridoru pozisyonu güçlendirilebilir. Bu yönüyle Zengezur, Ankara’nın “Doğu-Batı enerji koridoru” ve “dijital ipek yolu” vizyonlarını somutlaştıracak bir hamledir.

Diplomatik alanda da Türkiye, bu mutabakatla elini güçlendirmiştir. Öncelikle, Ermenistan ile on yıllardır süren husumetin sona ermesi ve sınırların açılması Türkiye’nin Kafkasya politikasında yeni bir sayfa açar. Erivan ile diplomatik ilişkilerin normalleşmesi, Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” ilkesine Kafkaslar boyutunda yaklaşmasını sağlayacaktır. Ayrıca Zengezur, Türkiye’nin öncülük ettiği Orta Koridor inisiyatifinin ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın başarısı olarak da görülebilir. Nitekim Ankara, Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleriyle entegrasyonu hedefleyen ulaştırma projelerine uzun süredir yatırım yapmaktaydı. Zengezur ‘un devreye girmesiyle Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki ekonomik ve kültürel iş birliği projeleri de fiziki bir bağ kazanmış olacaktır. Türkiye böylece Avrasya’da artan bağlantısallığın merkezinde yer alarak hem bölgesel bir güç projeksiyonu gerçekleştirmekte hem de Avrupa-Asya ticaretinde vazgeçilmez bir hub konumunu pekiştirmektedir.

Bu çok boyutlu fırsatlara karşın, Türkiye için Zengezur mutabakatı bazı özerklik-bağımlılık ikilemlerini de beraberinde getirir. Koridorun 99 yıllığına ABD denetimine bırakılması, Ankara açısından ciddi stratejik sınırlamalar potansiyeli barındırmaktadır. Türkiye, bu güzergâhta doğrudan kontrol sahibi olamadığı için ileride Washington’un belirleyeceği güvenlik ve ticaret standartlarına uymak durumunda kalabilecektir. Özellikle enerji ve ulaştırma projelerinde karar alma süreçlerinin ABD onayına tabi hale gelmesi, Ankara’nın tam stratejik özerkliğine gölge düşürebilir. “Türk Dünyası hattı” vizyonunun ABD kontrolü nedeniyle kısmen sınırlanabileceği ve Türkiye’nin bölgesel entegrasyon hedeflerinde eskisi kadar özgür olamayabileceği değerlendirmeleri yapılmaktadır Nitekim Ankara, Türk dünyasıyla kendi arasına herhangi bir üçüncü devletin girmesini çıkarlarına aykırı bulduğunu net olarak ifade etmektedir. Bu nedenle Türkiye, Bakü ile eş güdüm halinde alternatif güzergâhları da desteklemektedir. Halihazırda işlemekte olan Azerbaycan–Gürcistan–Türkiye rotasının kapasitesinin artırılması, Bakü’nün İran üzerinden Nahçıvan’a açacağı Aras Koridoru’nun inşasına destek verilmesi, Ankara’nın benimsediği risk azaltıcı politikalardır. Böylece Türkiye, Zengezur’a alternatif transit seçeneklerini canlı tutarak, ileride herhangi bir aktöre bağımlı kalmaksızın Türk dünyasıyla bağını koruma yolunu seçmektedir.

Ankara’nın Zengezur konusundaki tutumu, bölgede barış ve istikrarın korunması yönündedir. Türkiye açıkça koridorun açılmasını desteklemekle birlikte, bunun bölgesel gerginliğe yol açmadan, tüm tarafların rızasıyla gerçekleşmesini istemektedir. Nitekim Paşinyan yönetimiyle yürütülen diplomasi de bu doğrultudadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ermenistan’ın egemenlik hassasiyetlerini gözeterek koridorun uluslararası bir statüye kavuşması fikrine olumlu yaklaşması Ankara’nın yapıcı tavrını göstermiştir. Türkiye, bir yandan Washington ile iş birliği yaparak koridorun güvenliğini garanti altına alırken, diğer yandan Moskova ve Tahran’ın endişelerini yatıştırmaya yönelik çok yönlü diplomasi yürütmektedir. ABD’nin Güney Kafkasya’da kalıcı bir oyuncu haline gelmesi, Türk diplomasisine aslında bazı fırsatlar da sunar: Rusya ve Çin, bölgede daralan manevra alanlarını telafi etmek için Türkiye ile iş birliğini artırma yoluna gidebilir. Özellikle Moskova, Batı baskısına karşı Ankara’yı daha değerli bir ortak ve arabulucu olarak konumlandırmak durumunda kalabilir; Pekin ise Orta Koridorun güvenliği için Türkiye ile daha yakın eşgüdüm arayışına girebilir. Dolayısıyla Türkiye, Zengezur satrancında ustaca bir denge siyasetiyle hem ABD ile stratejik iş birliğini yürütüp hem de Rusya, Çin ve İran gibi aktörlerle ilişkilerini bozmayacak bir esneklik sergilemelidir. Ankara’nın devlet aklı, bu süreçte çok katmanlı çıkar dengelerini gözeterek hareket etmeyi gerektirmektedir.

Ankara, Zengezur dosyasında coğrafyasının yüklediği sorumlulukla hareket etmek zorundadır: Güney Kafkasya’yı Orta Asya’ya, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan bu eşsiz jeopolitik konum, Türkiye’ye tek kutba yaslanmadan çok kutuplu bir erişim stratejisi dayatır. Türkiye, bu hatta hiçbir yabancı gücü “ana anahtar” konumuna getirmeyecek, kendi anahtarını kendi elinde tutacaktır. Zengezur, Ankara’nın bu iradeyi test edeceği en somut dosyadır; burada atılacak her adım, Orta Koridor’un tamamında Türkiye’nin hâkimiyet kapasitesini ya güçlendirecek ya da kalıcı biçimde sınırlayacaktır.

Rusya

Zengezur Koridoru mutabakatı, Rusya’nın geleneksel nüfuz sahası olan Kafkasya’da ciddi bir güç kaybı yaşaması anlamına gelmektedir. Moskova, 2020 Karabağ Ateşkesine dek bölgenin tartışmasız hakemi ve güvenlik garantörü rolündeydi; ancak ABD arabuluculuğundaki yeni barış düzeninde dışlanmış durumdadır. Özellikle koridorun güvenlik kontrolünün Rus kuvvetlerine değil de ABD’ye verilmesi, Kremlin’de rahatsızlık ve öfke yaratacaktır. Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova, Washington’un koridor girişimini “aldatmaca” olarak nitelendirip bölgedeki güvenlik mekanizmalarına zarar vereceğini açıklayarak tepkisini ortaya koymuştur. Zira Moskova’ya göre, ABD’nin Kafkasya’ya yerleşmesi kendi güney kanadında bir Batı ileri karakolunun kurulması demektir. Rus stratejistler, bu hamlenin Karadeniz’den Hazar’a uzanan hatta NATO nüfuzunu pekiştireceğinden ve Rusya’nın “yakın çevresi” doktrinine meydan okuyacağından endişe etmektedir.

Aslında Rusya, ilk aşamada Zengezur Koridoru fikrine tamamen karşı değildi; kilit nokta kontrolün kimde olacağıydı. 2020 Ateşkes Mutabakatında koridorun Rus güvenlik güçlerince denetleneceği belirtilmişti. Ancak geçen yaklaşık beş yılda Moskova, Erivan’ı bu hattı açması için ciddi şekilde zorlamadı. Bunun bir nedeni, Rusya’nın Hindistan’dan başlayıp İran üzerinden kendi topraklarına uzanan Kuzey-Güney Koridoru projesini önceliklendirmesidir. Rusya, güneye inen ticaret yolunun (Mumbai–Bandar Abbas–Hazar–Rusya güzergâhı) öne çıkmasıyla, doğu-batı istikametindeki Orta Koridorun kendisi açısından ikinci planda kalacağını düşünmüştür. Diğer yandan, Ermenistan’ın Batı’ya yaklaşmasından duyduğu rahatsızlık da Moskova’nın koridoru geciktirme motivasyonunu artırdı. Paşinyan’ın Rusya’ya mesafe koyan politikaları karşısında Kremlin, Erivan’a baskı aracı olarak Zengezur’u kapalı tutma yolunu seçti. Lakin şimdi ABD’nin devreye girmesiyle oyun planı değişmiştir: Rusya, Zengezur’u tamamen gözden çıkarmış değildir ve aksine sert güç gösterilerine yönelmektedir. Son günlerde Rus ordusu, Ermenistan’daki 102. üssüne takviye birlikler sevk ederek bölgedeki askeri varlığını artırma yoluna gitmiştir. Bu adım, hem Güney Kafkasya’da halen ana aktörün kendisi olduğunu göstermeyi, hem de Paşinyan yönetimine gözdağı vermeyi amaçlamaktadır. Rusya’nın bir diğer hamlesi de Azerbaycan ile ilişkilerinde kırmızı çizgileri hatırlatmak olabilir; örneğin Dağlık Karabağ’da Rus barış gücünün konuşlandığı bölgede tansiyonu yükseltmek veya Kolektif Güvenlik Anlaşması üzerinden Ermenistan’ı cezbetmeye çalışmak gibi.

Rusya ayrıca diplomatik cephede de atağa geçerek, Zengezur konusunda kendi alternatif formülünü dayatmaya çabalayacaktır. Örneğin, koridorun statüsü konusunda Ermenistan’a egemenlik vurgusu yapması için destek verip, ABD’li şirkete devri engelleme yönünde Erivan’daki Rus yanlısı çevreleri harekete geçirebilir. Tahran ile ortak tavır alıp İran üzerinden uluslararası platformlarda “sınırların değişmezliği” ilkesini gündeme getirebilir. Hatta Paris yönetimiyle (ki Fransa da ABD’nin güç kazanmasından muhtemel ki rahatsızdır) iş birliğine gidip AB içinde projeye muhalefet oluşturma çabasına girebilir. Son tahlilde, Zengezur Koridoru Rusya açısından Güney Kafkasya’daki son kalesi olan Ermenistan’ı kaybetme tehlikesi demektir. Bu nedenle Moskova hem sahada askeri varlığını güçlendirmekte hem de perde arkasından anlaşmayı sabote edebilecek girişimlerde bulunmaktadır. Ancak Azerbaycan ve Türkiye cephesi Rusya’nın tehditkâr adımlarının daha çok Ermenistan’ı hedeflediğini, Bakü’ye doğrudan bir risk oluşturmayacağını düşünmektedir. Kremlin, bölgede nüfuzunu tamamen yitirmemek için sertlik ve pazarlık kartlarını aynı anda oynamaktadır.


Zengezur Koridoru mutabakatı, Rusya’nın geleneksel nüfuz sahası olan Güney Kafkasya’da ciddi bir güç kaybı anlamına gelmektedir. Moskova, 2020 Karabağ Ateşkesi’ne dek bölgenin tartışmasız hakemi ve güvenlik garantörü rolündeydi; ancak ABD arabuluculuğundaki yeni barış düzeninde dışlanmış durumdadır. Özellikle koridorun güvenlik kontrolünün Rusya yerine ABD’ye verilmesi, Kremlin’in “yakın çevre” doktrinine doğrudan meydan okumaktadır. Bu gelişme, Karadeniz’den Hazar’a uzanan hatta NATO etkisini artıracak ve Rusya’nın güney sınır hattında Batı’ya alan kaybettirecektir.

Güney Kafkasya’da nüfuz kaybı, Moskova’nın Kuzey Kafkasya’daki pozisyonunu da zayıflatma potansiyeline sahiptir. Çeçenistan, Dağıstan, İnguşetya gibi etnik ve dini açıdan hassas cumhuriyetler, Kremlin’in bölgesel otoritesinin sorgulanabileceği alanlardır. Güney Kafkasya’da otorite boşluğu algısının oluşması, bu cumhuriyetlerde ayrılıkçı hareketlere moral ve motivasyon sağlayabilir; ayrıca Batı veya bölgesel rakipler bu zafiyeti kullanarak istikrarsızlaştırıcı girişimlerde bulunabilir. Özellikle Çeçenistan’da Ramazan Kadirov yönetiminin Moskova’ya bağlılığı, büyük ölçüde Kremlin’in bölgede güçlü görünümüne dayanmaktadır; bu güç imajındaki zayıflama, hem iç politik dengeleri hem de Moskova’nın güvenlik stratejisini sarsabilir.

Bu nedenle Rusya, Zengezur dosyasında sert ve ısrarlı bir pozisyon alarak yalnızca Güney Kafkasya’daki çıkarlarını değil, Kuzey Kafkasya’daki istikrar mimarisini de korumaya çalışacaktır. Güney’de yaşanacak bir nüfuz kaybı, kuzeyde zincirleme güvenlik riskleri yaratabilir ve Moskova’nın Kafkasya politikasında geri dönüşü zor bir çözülme sürecini başlatabilir.

Çin

Zengezur Koridoru’nun açılması, Çin için hem fırsatlar hem de meydan okumalar barındıran karmaşık bir gelişmedir. Bir yandan Pekin yönetimi, küresel ticaretin kesintisiz işlemesi ve çok güzergâhlı olmasından yanadır. Kuşak-Yol Girişimi (BRI) kapsamında Çin, Orta Asya–Hazar–Kafkasya üzerinden Avrupa’ya ulaşan Orta Koridor güzergâhını zaten desteklemekteydi. Bu bağlamda, Zengezur hattının faal hale gelmesi Çin mallarının Türkiye üzerinden daha kısa sürede Avrupa pazarına ulaşması anlamına gelir ki, bu ticari açıdan olumludur. Ayrıca Çin, enerji ithalatında da güzergâh çeşitlendirmeye önem verir; Hazar petrollerinin ve Orta Asya doğal gazının Zengezur üzerinden Akdeniz’e bağlanması Çin için alternatif tedarik rotaları demektir. Bu nedenle resmi söylemde Pekin, “bütün ulaştırma koridorlarının birbirini tamamlayıcı” olduğunu vurgulayarak Zengezur’a açık kapı bırakmıştır.

Diğer yandan, Zengezur’un ABD kontrolüne geçme ihtimali, Çin açısından jeopolitik bir kaygı konusudur. “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin Kafkasya ayağının Washington nüfuzu altına girmesi, Çin’in Avrasya’daki lojistik egemenliğine darbe vurabilir. Pekin, bugüne dek BRI kapsamında yatırım yaptığı hattın kritik bir segmentinin rakip bir süper güç tarafından yönlendirilmesinden hoşnutsuz olacaktır. Çinli stratejistler, ABD’nin tedarik zincirlerini silah haline getirebileceği endişesini taşımaktadır; nitekim Zengezur’da Amerikan varlığı, olası bir ABD-Çin krizinde bu kara yolunun Pekin’e kapatılması riskini gündeme getirebilir. Bu nedenle Pekin, şimdiden alternatif senaryolar geliştirmektedir. Uzmanlar, Çin’in Zengezur yerine İran ve Gürcistan rotalarına ağırlık verebileceğini belirtmektedir. Örneğin Çin, son yıllarda Gürcistan’ın Karadeniz kıyısındaki Anaklia Derin Limanı projesiyle yakından ilgilenmiş, bu ülkeye demiryolu ve lojistik hat yatırımları yapmaya hazır olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde, İran üzerinden Türkiye’ye uzanan demiryolu ve otoyol hatlarını (İran’ın kuzeybatısından Ermenistan ya da Nahçıvan’a giden güzergâhlar gibi) değerlendirmeye alabilir. Hatta Çin, Moskova ile koordinasyon halinde Hazar üzerinden Rusya’ya çıkan kuzey rotalarını ve Trans-Sibirya demiryolunu yeniden canlandırmayı tercih edebilir.

Öte yandan, Çin diplomasisi Zengezur konusunda kamuoyuna dönük ağır bir tepki vermekten kaçınmıştır. Pekin, Ermenistan-Azerbaycan barış sürecini desteklediğini açıklamakla yetinmiş, detaylara girmemiştir. Bunun nedeni, Çin’in ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmek istememesi ve bölgede nüfuz sahibi Türkiye ve Rusya’yı kızdırmamaktır. Ayrıca Pekin, Türkiye ile ilişkilerini bozmamaya özen gösterir; Zengezur hattının güvenliği konusunda Ankara ile daha yakın iş birliğine yönelebileceği değerlendirilmektedir. Nitekim Orta Koridor’un istikrarlı işlemesi Çin mallarının bir kısmının Rusya’ya uğramadan Avrupa’ya ulaşması için kritiktir ve Türkiye bu koridorun kilit devletidir. Dolayısıyla Çin, Zengezur Koridoru ABD denetiminde de olsa, Türkiye ve Azerbaycan üzerinden ticaretini sürdürecek pragmatik bir tutum benimseyebilir. Fakat uzun vadede Pekin, Avrasya’da herhangi bir güzergâhın tek bir süper güç kontrolünde tekel haline gelmesine izin vermeyecek şekilde kendi çoklu koridor stratejisini güçlendirecektir. Son olarak, Çin’in Ermenistan ve İran ile yakın diplomatik ilişkileri de hatırlanmalıdır: Pekin yönetimi, Erivan ve Tahran’ı tamamen kaybetmemek adına bu aktörlerin endişelerini anladığını belirterek denge politikası izleyecektir.

  

Avrupa Birliği

Zengezur Koridoru’nun geleceği Avrupa Birliği (AB) için de önemli jeoekonomik sonuçlar doğuracaktır. AB, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrasya enerji ve ticaret güzergâhlarını çeşitlendirme gereğini daha derinden hissetmiştir. Bu çerçevede Orta Koridor ve Güney Kafkasya, AB’nin “Global Gateway” altyapı girişiminde öncelikli bölgelerden biri haline gelmiştir. Brüksel, 2022’den itibaren Azerbaycan ile enerji iş birliğini artırmış; Trans-Hazar doğal gaz boru hattı dahil alternatif projeleri desteklemiştir. Zengezur Koridoru, AB’nin Orta Asya ile ticaretini hızlandırıp Rusya’ya bağımlılığını azaltacak bir hat olarak Brüksel’de genelde olumlu karşılanmaktadır. Nitekim AB Konseyi Başkanı Charles Michael, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme görüşmelerine aktif arabuluculuk yaparak bu sonucu teşvik eden isimlerden biri olmuştur.

Bununla birlikte, AB içinde Zengezur mutabakatına dair çekinceler de yok değildir. Özellikle Fransa, ABD’nin bölgede bu denli güç kazanmasından memnuniyetsizlik duymaktadır. Paris yönetimi, Orta Asya enerji kaynaklarına erişim üzerinde Zengezur vasıtasıyla bir Amerikan denetimi kurulmasını stratejik çıkarlarına aykırı bulabilir. Total Energies gibi Fransız şirketlerinin Azerbaycan ve Orta Asya’daki yatırımları düşünüldüğünde, koridorda ABD şirketlerinin inisiyatif alması rekabet açısından Fransa’yı rahatsız edebilir. Ayrıca Fransa, geleneksel olarak Ermenistan’a yakın bir diplomasi izlediği için, Erivan’ın Moskova yerine Washington’u tercih etmesinden doğan etki alanı daralmasını da endişe ile izlemektedir. Buna karşılık, Doğu ve Orta Avrupa üyeleri ile Almanya, Zengezur yolunun açılmasını Rusya’ya alternatif bir ticaret hattı olarak güçlü biçimde desteklemektedir. Özellikle Litvanya, Romanya gibi ülkeler, kendi limanları ve demiryolları üzerinden Orta Koridor yüklerini Avrupa’ya taşıma planları yapmaktadır. AB Komisyonu da bu güzergâhın altyapı finansmanı için belirli fonlar ayırmayı gündemine almıştır.

AB açısından bir diğer kritik mesele de İran ve Rusya’nın tepkileridir. Koridorun açılmasıyla İran’ın kuzey-güney hattı zarar göreceğinden, Tahran AB’nin Orta Asya ile ticaretinde zorlaştırıcı adımlar atabilir (örneğin İran üzerinden Hint Avrupa taşımalarında tarife yükseltmek gibi). Keza Moskova da Avrupa’ya giden doğalgaz ve petrolün Zengezur üzerinden taşınmasına karşı çıkabilir, Avrupa şirketlerini bölgede engellemek için nüfuzunu kullanabilir. AB, bu riskleri azaltmak için Türkiye ile yakın çalışmak durumundadır. Zira Zengezur koridoru sonuçta Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanacak; dolayısıyla Ankara-Brüksel iş birliği kritik olacaktır. Halihazırda AB, Türkiye ile gümrük birliğini güncelleme ve ulaşım projelerinde ortak yatırım zeminlerini değerlendirmektedir. Orta Koridor’un başarısı için AB-Türkiye uyumu, AB-Rusya/İran geriliminden daha belirleyici hale gelebilir.

Son olarak, AB içinde bazı ülkelerin (Fransa gibi) Zengezur mutabakatından dışlanmış hissettiği, zira arabuluculuğun tamamen ABD’ye geçmiş olmasından rahatsız oldukları gözlemlenmiştir. Nitekim AGİT Minsk Grubu’nun lağvedilmesi, Fransa’nın Kafkasya’daki rolünü fiilen bitirecektir. Genel olarak, AB Zengezur Koridoru’nun bölge refahını artıracağı ve Rusya’nın böl-yönet taktiğini zayıflatacağı kanaatiyle temkinli iyimserlik içindedir. Brüksel, özellikle İran kaynaklı güvenlik risklerinin minimize edilmesi ve koridor yönetiminde şeffaf uluslararası normların uygulanması koşuluyla projeye destek vermeye hazır görünmektedir.

  

İran

İran, Zengezur Koridoru konusundaki en olumsuz tutuma sahip bölgesel aktördür. Tahran yönetimi, İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Güney Kafkasya’da değişen statükoyu ulusal çıkarlarına ve güvenliğine orta-uzun vadede tehdit olarak görmektedir. Her ne kadar İran resmî söyleminde Azerbaycan’ın Karabağ’ı geri almasını olumlu karşıladığını belirtse de, savaş sonrası ortaya çıkan Zengezur Koridoru fikrine şiddetle karşı çıkmaktadır. Bunun birincil nedeni, koridorun açılması halinde İran’ın Azerbaycan ve Nahçıvan üzerindeki coğrafi avantajını kaybedecek olmasıdır. Bilindiği gibi, Azerbaycan ile eksklavı Nahçıvan arasındaki tek mevcut kara bağlantısı İran üzerinden geçmektedir. On yıllardır Tahran bu durumdan stratejik fayda sağlamış; Bakü’ye karşı elinde bir koz tutmuştur. Olası bir Zengezur Koridoru, İran’ı bu imtiyazlı konumdan mahrum edecek, Azerbaycan’ı kendisine ihtiyaç duymadan Türkiye’ye bağlayacaktır.

İkinci olarak, İran Zengezur hattının işlemesiyle kendi jeopolitik öneminin azalacağının farkındadır. Türk devletleri arasında oluşacak doğrudan kara bağlantısı, Türkiye’nin Orta Asya ile ticaret ve etkileşimini artırırken İran’ı bu denklemde tali konuma itecektir. Tahran yıllardır kendini merkez alarak geliştirmeye çalıştığı doğu-batı ticaret koridoru planlarının tamamen boşa çıkmasından endişe etmektedir. 1990’larda İran; Pakistan-Hindistan üzerinden Çin’e uzanan bir enerji ve ticaret hattı kurmaya çalışmış ancak bölgesel çatışmalar nedeniyle başarılı olamamıştı. Benzer şekilde, Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğu-batı koridoru kurma çabası da Ankara ile yaşadığı siyasi anlaşmazlıklar yüzünden sonuçsuz kalmıştı. Şimdi, Zengezur Koridoru’nun hayata geçmesiyle Tahran’ın hem bölgesel hem küresel ölçekte jeostratejik avantajlarını yitirme tehlikesi doğmuştur. Örneğin, Türkmenistan ve Kazakistan gazını Hazar altından Trans-Hazar boru hattıyla Azerbaycan-Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıma projeleri gündeme gelmekte, İran bu planların tamamen dışında kalmaktadır. Bu gelişmeler, İran’ı hem ekonomik açıdan transit gelirlerden mahrum bırakacak hem de Türk dünyası üzerindeki nüfuzunu zayıflatacaktır.

İran’ın endişeleri sadece jeoekonomik değildir; aynı zamanda etnik ve iç politik kaygılar söz konusudur. Ülke nüfusunun önemli bir bölümü (yaklaşık %25-30) İran Türklerinden oluşmaktadır ve bunların çoğunluğu Azerbaycan Türküdür. Tahran, Türk devletlerini birbirine yakınlaştıracak jeopolitik bir koridorun İran’daki Türk nüfusun da bu entegrasyonun parçası olma taleplerini pekiştirebileceğinden korkmaktadır. Bu da orta vadede İran’ın toprak bütünlüğü ve ulusal birliği konusunda hassasiyetini artırmaktadır. Zengezur Koridoru ’nu sadece ekonomik bir proje olarak görmeyen İranlı yetkililer, bilinçaltlarındaki bu endişeyi zaman zaman açıkça dile getirmiştir. Örneğin eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Türkiye ve Azerbaycan’ın askeri iş birliğini eleştirirken İran’ın devrim muhafızlarının olası tepkilerine atıf yapmıştır. Yine İran dini liderine yakın yayın organları, “Pantürkizm koridoru” ifadeleriyle projeyi hedef almıştır.

Sonuç olarak İran, Zengezur mutabakatına karşı siyasi, diplomatik ve askeri refleksler geliştirecektir. Tahran yönetimi defalarca “bölge sınırlarının değişmesine” izin vermeyeceğini ilan ederek Ermenistan’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapmıştır. Fiiliyatta da Azerbaycan sınırına yakın bölgelerde büyük tatbikatlar düzenleyip gövde gösterisi yapmış, Ermenistan’a askeri dayanışma mesajları vermiştir. İran Dışişleri, koridorun ABD’li bir şirkete devredileceği haberlerine sert tepki göstererek, Amerikan güçlerinin kuzey sınırlarına yerleşmesini “açık tehdit” saydığını açıklamıştır. Dahası, Tahran bu konuda Moskova, Pekin ve Paris ile ortak tavır geliştirmeye çalışmaktadır. Rusya ve Çin’in zaten ABD hamlesinden rahatsız olması, İran’a uluslararası destek bulma fırsatı sunmuştur; Fransa da benzer şekilde İran’ın itirazlarını paylaşabilir görünmektedir.

Askeri açıdan ise İran, Ermenistan üzerinden kuzeye giden mevcut ulaşım hattının (“Aras Koridoru”) kendi topraklarından geçtiğini ve bu rotanın destekçisi olduğunu duyurarak, alternatif güzergâhın (Zengezur) gereksizliğini savunmaktadır. Nitekim İran, Azerbaycan’la 2023’te Nahçıvan’ı kendi üzerinden bağlayacak bir otoyol inşasına başlamış ve bunu önceliklendirmiştir. Tahran’ın amacı, Zengezur yerine bu yolu teşvik ederek Erivan’ı oyun dışında bırakmak ve Bakü’yü kendine bağımlı kılmaya devam etmektir. Özetle İran, Zengezur Koridoru ‘nu kendisine karşı çevreleme hamlesi olarak görmektedir. ABD’nin kuzey sınırlarına yerleşmesi ihtimalini jeopolitik kuşatma olarak algılamakta ve bu gelişmeye direnci hem kendi bekası hem de bölgede güç projeksiyonu açısından zorunlu addetmektedir. İran’ın ilerleyen dönemde koridoru engellemek için bölgedeki grupları kışkırtma, Ermenistan içinde Rus yanlısı iktidarı destekleme, Azerbaycan’a karşı sert söylem ve güç kullanma tehditleri savurma gibi davranışlar sergilemesi beklenebilir. Ancak son tahlilde, mutabakatın diğer tüm paydaşları kararlı kaldığı müddetçe Tahran’ın yapabilecekleri sınırlı kalacaktır. Türkiye’nin İran’ı sürece entegre etmek üzere önerdiği yapıcı formüller (örneğin koridorun sadece ticari amaçlı kullanılıp askeri amaç taşımayacağı güvencesi gibi) ileride devreye alınırsa, belki İran’ın endişeleri bir nebze giderilebilir. Bu ise büyük ölçüde Türkiye’nin yürüteceği denge diplomasisine bağlıdır.

Gürcistan

Zengezur Koridoru’nun açılması Gürcistan açısından hem fırsatlar hem de riskler içeren, dikkatle yönetilmesi gereken bir gelişmedir. Hâlihazırda Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ana kara ve demiryolu bağlantılarının önemli bir kısmı Gürcistan üzerinden geçmekte; Bakü–Tiflis–Kars hattı ve kara yolu taşımacılığı Tiflis’e transit geçiş ücretleri, gümrük gelirleri ve lojistik merkez avantajı sağlamaktadır. Zengezur güzergâhının faaliyete geçmesi, bu trafiğin bir bölümünü Ermenistan üzerinden yönlendirebileceği için Gürcistan’ın ekonomik kazanımlarında azalmaya yol açma potansiyeline sahiptir. Bu durum, Tiflis’in lojistik sektöründe istihdamdan yatırım hacmine kadar doğrudan etki yaratabilecek bir maliyet unsuru olarak görülmelidir.

Bununla birlikte, koridorun yaratacağı yeni bağlantılar Gürcistan’a ek fırsatlar sunabilir. Tiflis yönetimi, Zengezur ile Bakü–Tiflis–Kars hattını tamamlayıcı bir yapıda entegre edecek planlamalar yaparak, bypass etkisini bertaraf edebilir. Koridorun Orta Koridor bütünlüğü içinde tasarlanması, Gürcistan’ın hem mevcut transit konumunu korumasına hem de yeni yük ve yolcu akışlarından pay almasına imkân verebilir. Bu bağlamda Gürcistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile koordinasyon içinde alternatif bağlantı kolları inşa etmesi, liman altyapısını Zengezur trafiğini çekebilecek şekilde modernize etmesi stratejik önem taşımaktadır.

Jeopolitik düzlemde ise en kritik unsur Rusya faktörüdür. Moskova, Güney Kafkasya’daki etkinliğini korumak amacıyla Gürcistan’ı kendi pozisyonu doğrultusunda şekillendirmeye çalışacaktır. Abhazya ve Güney Osetya’daki fiilî kontrolü, Tiflis üzerinde sürekli bir baskı aracı niteliği taşımakta; Zengezur’un açılmasıyla bu baskının yeni biçimlerde kullanılması olasıdır. Rusya, Gürcistan’ın Zengezur’a mesafeli durmasını teşvik edebilir ya da mevcut transit hatların güvenliği üzerinden Tiflis’i bölgesel denklemin dışında tutmaya çalışabilir. Bu nedenle Gürcistan, yalnızca ekonomik değil, güvenlik boyutunda da Türkiye, Azerbaycan ve Batılı aktörlerle koordineli hareket ederek, Rusya’nın olası bozucu hamlelerini dengeleyecek çok yönlü bir diplomasi izlemelidir.

Sonuç olarak Gürcistan’ın çıkarı, Zengezur’u dışlayıcı değil, tamamlayıcı bir hat olarak kurgulamaktan geçmektedir. Böylelikle hem ekonomik kayıplar en aza indirilecek hem de Rusya’nın bölgedeki manipülasyon potansiyeline karşı sağlam bir direnç hattı oluşturulacaktır.

Sonuç ve Öneriler

ABD arabuluculuğunda gerçekleşen Paşinyan–Aliyev mutabakatıyla çizilen yeni tablo, Güney Kafkasya’da savaş yerine iş birliği eksenini güçlendirmiş ve Zengezur Koridoru’nu potansiyel bir barış projesi olarak dillendirilmesine olanak sağlamıştır. Tarihsel derinliğiyle ele alındığında bu koridor, Kafkasya’nın yüzyıllardır süregelen jeopolitik denkleminde bir düğümün çözülmesi anlamına gelmektedir. Real politik açıdan ise Zengezur, küresel güç rekabetinin ulaşım ve enerji hatları üzerinden şekillenen boyutunda kritik bir hamledir. ABD, bu hamleyle bölgede nüfuz kazanırken, Rusya ve İran geleneksel etkinlik alanlarında geri çekilme baskısıyla karşı karşıyadır. Azerbaycan ve Ermenistan, onlarca yıllık çatışmayı bitirmenin getirdiği kazanımlarla yeni bir döneme adım atmış; Türkiye hem kardeş Azerbaycan’la karadan birleşerek hem de Orta Asya’ya açılan stratejik bir kavşak haline gelerek konumunu güçlendirmiştir. Ne var ki tüm bu faydalar, dikkatli yönetilmesi gereken risklerle birlikte gelmektedir. Özellikle koridorun küresel güçlerin bilek güreşi alanına dönüşmemesi ve bölge ülkelerinin uzun vadede kendi iradeleriyle hareket edebilecekleri bir düzenin korunması önem arz etmektedir.

Bu çerçevede, devlet aklı perspektifiyle aşağıdaki politika önerileri geliştirilebilir:

  1. Türkiye için Çok Boyutlu Diplomatik Denge: Ankara, Zengezur Koridoru’nun işletilmesinde ABD ile yakın iş birliği yaparken, Moskova ve Tahran’ın meşru güvenlik endişelerini anlamaya çalışmalı ve iletişim kanallarını açık tutmalıdır. Washington’la stratejik koordinasyon sürecek olsa da Türkiye kendi özerk manevra alanını koruyacak adımlar atmalıdır. Bu bağlamda, koridorun statüsü konusunda uluslararası hukuka uygun şeffaflık ve yalnızca ekonomik amaçlı kullanım güvenceleri verilmesi, Rusya ve İran’ın provokasyonlarını önlemeye yardımcı olabilir.

  2. Koridor Yönetiminde Çok Taraflılık: Zengezur Koridoru’nun başarısı, tüm paydaşların kendini kazançlı hissetmesine bağlıdır. Bu nedenle Türkiye, koridorun işletme yönetimine mümkün olduğunca çok taraflı bir yapı kazandırılması için girişimlerde bulunmalıdır. ABD’li konsorsiyuma ilaveten Türk, Azerbaycanlı ve Avrupalı şirketlerin de projeye dahil olmasını teşvik etmek, tek bir güce bağımlılığı azaltacaktır. Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı veya benzeri bölgesel platformlar üzerinden koridorla ilgili istişare mekanizmaları kurulabilir.

  3. Alternatif Güzergâhların Geliştirilmesi: Türkiye ve Azerbaycan, Zengezur’u tek seçenek olarak görmeyip alternatif rotaları güçlendirmeye devam etmelidir. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu kapasitesinin artırılması, Azerbaycan-İran-Nahçıvan “Aras Koridoru” projesinin tamamlanması gibi adımlar, olası jeopolitik risklere karşı sigorta işlevi görecektir.  Bu sayede, Ermenistan ile açılan koridorda sorun çıkması halinde dahi Türk dünyası arasındaki bağlantı kopmayacaktır. Alternatiflerin varlığı, Erivan yönetimini de koridoru sorunsuz işletmeye teşvik edecektir.

  4. Enerji ve Dijital Ağlarda Merkez Ülke Stratejisi: Ankara, Zengezur Koridoru üzerinden geçecek enerji hatları ve fiber optik kablolar konusunda proaktif davranarak, bu altyapıların kendi topraklarındaki uzantılarına yatırım yapmalıdır. TANAP’ın genişletilmesi, Nahçıvan üzerinden Türkiye’ye doğalgaz hattı inşası, Nahçıvan-Türkiye elektrik iletimi gibi projeler önceliklendirilmelidir. Benzer şekilde, Orta Asya–Türkiye–Avrupa dijital bağlantı hattının (fiber network) kurulması için gerekli konsorsiyumlarda Türkiye aktif rol üstlenmelidir. Bu adımlar, ülkemizi Enerji Hub’ı ve Veri Koridoru haline getirerek ekonomik kazanç yanında stratejik bağımsızlığa da katkı yapacaktır.

  5. Ermenistan ile Normalleşmenin Derinleştirilmesi: Mutabakat sonrasında Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin tam normalleşmesi, koridorun sürdürülebilirliği için kritiktir. Ankara, Erivan’la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmeli, büyükelçilikler açılmalı ve ekonomik-ticari ilişkiler hızla geliştirilmelidir. Türk ve Ermeni özel sektörlerini Zengezur güzergâhında ortak projelere yönlendirmek, koridorun her iki toplum tarafından da benimsenmesini sağlayacaktır. Ayrıca, Ermenistan’ın koridordan elde edeceği transit gelirleri ve ekonomik faydalar arttıkça, Tahran ve Moskova’nın ülkeyi yeniden nüfuz altına alma çabaları zayıflayacaktır.

  6. Bölgesel Sahiplenmenin Teşviki: Koridorun bir “Trump Yolu” olarak anılması yerine bir “Kafkasya (Avrasya) Barış Koridoru” imajı kazanması için çaba gösterilmelidir. Bu kapsamda Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın ortak katılımıyla uluslararası bir konferans düzenlenerek, projenin bölge ülkelerinin rızası ve iş birliğiyle ilerlediği vurgulanmalıdır. Gürcistan gibi komşu ülkelerin de koridordan faydalanabileceği (örneğin güzergâhın Tiflis’e uzanan bir kolu gibi) imkanlar değerlendirilerek dahil edici bir yaklaşım benimsenebilir. Böylece dış güçlerin bölgeyi bölebilecek girişimlerine karşı dayanışma sergilenecektir.

  7. İran ile Diyalog ve Güvence: İran’ın kaygılarını gidermek için diplomasi elden bırakılmamalıdır. Ankara, Tahran’a koridorun egemenlik haklarına halel getirmeyeceği ve sadece ticari amaçlı kullanılacağı güvencesini yinelerken, İran’ın kuzey-güney ticaret yolunun da desteklenebileceğini belirtmelidir. Örneğin, İran’ın Uluslararası Kuzey-Güney Koridoru projelerine Türkiye üzerinden Avrupa bağlantısı sunulabilir, bu ülkeden Avrupa’ya gidecek mallar için Türk ulaşım altyapısının kullanımı teklif edilebilir. Bu tür  çözümler, İran’ı kuşatılmadığına ikna etmeye yardımcı olabilir.

  8. Uzun Vadeli Stratejik Otonomi: Son olarak Türkiye, Zengezur Koridoru’ndan azami ekonomik faydayı sağlarken uzun vadede stratejik otonomisini koruyacak adımları da planlamalıdır. Bu, savunma ve güvenlik politikalarında çok yönlü ittifaklar kurmayı, tek bir güce aşırı bağımlılıktan kaçınmayı gerektirir. Ankara, Washington ile ilişkilerinde yapıcı kalmakla beraber “denge politikası” ilkesini uygulamaya devam etmeli; Rusya ve Çin’le köprüleri atmadan, Batı ittifakı içinde kendi çıkarlarını maksimize etmelidir. Zengezur Koridoru’nun yönetiminde söz sahibi olmak ve çıkarlarını korumak için Türkiye, sahada ekonomik ağırlığını hissettirmeli (örneğin Türk lojistik firmaları ve bankalarını süreçte aktif kılmalı) ve gerektiğinde diplomatik baskı unsurlarını kullanmalıdır.

SONUÇ

Zengezur Koridoru mutabakatı, yalnızca bir ulaştırma hattının açılması değil, güç ve refahın 21. yüzyılda nerede yoğunlaşacağını belirleyecek stratejik bir mihenk taşıdır. Bu hattın kontrolü, enerji akışından dijital veriye, sermaye hareketinden kültürel etkileşime kadar tüm sistemin yönünü tayin edecek; kazananı, coğrafyasını akılla yönetenler belirleyecektir. Türkiye, jeopolitik kaderin “çatal noktasında” durmaktadır: Ya bu koridoru kendi stratejik erişim alanının omurgasına dönüştürerek Avrasya’nın en güvenilir ve vazgeçilmez merkezi olacaktır, ya da başkalarının oyun planında tali bir istasyon olarak kalacaktır.

Bu tercihin ağırlığı, yalnız bugünün siyasetinde değil, gelecek kuşaklarda da kritize edilip ölçülecektir. Güney Kafkasya’da kalıcı barış, Türk dünyasında kesintisiz bağlantı ve küresel tedarik zincirlerinde ana eksen olma imkânı, Ankara’nın elindedir. Zengezur, bu imkânın potansiyel adı; coğrafya ise bu imkânı tarihe çevirecek iradenin zorunlu kıldığı sahnedir. Akıl, sabır ve güç unsurlarını aynı anda kullanabilen bir Türkiye, “Karasal Süveyş’i yani Zengezur” hattını yalnızca geçiş noktası değil, kendi stratejik kalpgâhı hâline getirebilecektir.

Böyle bir Türkiye ne Doğu’ya ne Batı’ya mahkûm olur; aksine, her iki yöne de kendi şartlarını dikte eden bir merkez hâline gelir. Bu, yalnız diplomatik bir başarı değil, tarihsel bir hak ediş, ekonomik bir sıçrama ve milli bir emniyet kalkanıdır. Zengezur, bu hak edişin ilk satırıdır; gerisini yazmak, ancak irade ve vizyon sahibi bir milletin yetkilendirdiği siyaset kurumunun işidir.

Haberdar Olun

Yeni yazılardan haberdar olmak adına mail'inizi ekleyin.

Haberdar Olun

Yeni yazılardan haberdar olmak adına mail'inizi ekleyin.